Yaşam

ADIM ADIM…

Bağlılık mı bağımlılık mı?
Kimi zaman hayata, kimi zaman bir insana, hayvana veya eşyaya beslediğimiz; çoğunlukla da dramatize edici bir sürece gebe olan aslında; ait olma, sahip olma, görünür olma isteği bu…
Halbuki her şeyin birer emanetten ibaret olduğu fani dünyada, sayılı nefes sahibi bizlerin, bağlanarak köklenme isteğinin bu derece büyük ve vazgeçilemez olması ne kadar da mantıklı olabilir değil mi?…
Devasa bir Pahom zihniyetinin; sonuçlarını bile bile hüküm sürmeye devam etmesi gibi…

“İnsan Ne İster” in süresiz tezahürlerindeki sürekli, bile istene yinelenen hatalar silsilesi…
Oysa ki adımların büyüyüp, başladığın yerden uzaklaştıkça uzaklaştığın mutluluğun ve huzurun üşüten boşluğu… Geriye dönüp baktığında verilen onca çabanın koca bir hiçe tekabül ettiğini görmek…Keşkelerle dolu koca bir ömrün ardından yaşadığın o buruk his ve dudağının kenarında beliren acı dolu ince bir gülümseme silueti…Hem de zamanın geri alınamayacağını bile bile daha fazlası mantığıyla daha fazlasını istemek ve bundan asla imtina etmemek…

Peki hiç aklına gelmedi mi ölüm gerçeği?…Mutlaka düşünmüşsündür tabi…Öyleyse; neden??
Neden daha fazla huzur, daha fazla mutluluk, daha fazla sağlık istemek varken bunun yerine daha fazla şiddet, daha fazla mal, daha fazla güç istiyoruz? Yaşamak ve yaşatmak varken kundaktaki bebeğe bile merhamet edemeyen, hayvandan aşağı birer yaratık olmak için yarış ediyoruz? Nedir bu senlik benlik meselesi? Hepimiz aynı kutsalın yarattığı acizler topluluğu değil miyiz? Nedir bu üstünlük hevesi?


Kızılderililer zamanında, vahşilerin henüz ayak basmadıkları bakir topraklarda yaşıyor olmayı dilerdim. Üstünlük vasfının yalnızca Doğa Ana’ya ait olduğu, envai çeşit bitki ve hayvanın ekolojik sistem içerisinde huzur içinde yaşadıkları, günümüzde ütopik görünen yaşamlar…

Saygı her canlıya karşı…

Asıl olan ihtiyaçlar…

İstekler planların hiç bir aşamasında yoklar…

Yaşamak için yiyorlar ve hayat; insanoğluna verilmiş en büyük hediye…O’nun kıymetini her şeyden çok biliyorlar…
Ne zaman ki; beyaz adam adıyla anılan açgözlü Pahom’lar; adamlıktan çıkıp şeytanlaştı, işte o zaman kirlendi dünya… Kabile toplumları özelinde katlanarak; dalga dalga yayıldı bu nefsani vahşet…
Dinler, diller, renkler bahane edilerek ezildi taze çiçekler… Hem de öyle ağır ezildiler ki, toprağa karıştıkları yerden tekrar filizlenmesinler diye beton döktüler üzerlerine…
Ama bilmiyorlardı… Her şeye inat toprak ana, beton çatlaklarının arasından yeni filizler yeşertiyordu. Ve umut her zaman vardı…Ta ki Dünya, son nefesini verip her şey aslına dönene kadar…
Şimdilerde Dünya; gün batımına kadar alabildiğine yürüyüp, aynı yolu hava kararmadan bitirmeye çalışan Pahom’ların torunlarıyla imtihanda…

Bilmedikleri; gidişatlarının asla geri dönüşünün olmayacağı… Yaka yıka yürümeye devam etseler de, sahip olabilecekleri tek alan cürümlerinin kapladığı yer kadar olacak…
Ve yürekten inanıyorum, adalet er ya da geç tecelli bulacak.
Herkesin de bildiği gibi…
Hayat bittiği yerden tekrar başlayacak, Pahom’lara rağmen…
İnadına…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu