KİMBİLİR?

İnsana yaşam enerjisi veren sentetik ilaç ve içeceklerden vazgeçip, bu enerjiyi doğal yollardan almak ister misin? O halde kulak ver söyleyeceklerime… Mutlu olmak, huzurlu ve dingin bir hayat yaşamak istiyorsan aç kalbinin kapılarını sonuna kadar… Bırak güneş ışığı tüm ısı ve ışık enerjisini doldursun kalbine, için sevgiyle dolsun… Sarılmanın inanılmaz huzuruyla dolsun kalbin, ömrün uzasın, tüm hastalıkların terk etsinler önce ruhunu, ardından bedenini…
Hiç konuşmadan, kapat gözlerini ve tüm içtenliğinle sarıl sevdiğine… Bak gör huzurun ve mutluluğun doz aşımıyla kendinden geçeceksin. Bir de karşılıklıysa hisleriniz, değme keyfime dersin.
Sevgi ilaçtır… Her sorunun kaynağında nasıl ki stres, baş aktörse, bu sorunların çözümünde de tek ve doğru çare sevgiyle terapidir bence…
Bunu kendi hayatımdan da çevremden de gözlemlediklerimle iddia edebiliyorum. Bizler; çocuk yaşlarımızdan beri öpünce geçeceğine inandırılarak büyütüldük. Her düştüğümüzde anneciğimizin kollarında, göğsünde ağlayarak huzur bulduk. Acıyan dizimizi öperek şifa veren annemden sonra şifayı, acı veren kişinin merhametinde, sarılmasında veya öperek şifa vermesinde aradım. Tıpkı senin gibi…
Ne zaman ki” sen artık büyüdün bırak bu çocuksu hareketleri” diyerek sevgilerinden mahrum ettiler, işte o zaman ruhum ciddi anlamda zarar görmeye başladı. İç motivasyonumla her darbe sonrasında acılara şifa kaynağı olmaya çalışırken, bir taraftan da acıyı reddettiğimi ve aklımı, duygusal düşüncelerin zayıflatan çemberinden korumam gerektiğine hükmettim. Bu refleksin; zamanla vicdan ve merhamet duygularına hükmeden mekanizmaya müdahale etmeye ve kendini sürekli olarak bir savunma kalkanı ardında sabit kalmaya yönlendirdiğini fark ettim.
Artık, gerçek anlamda stresime topraklama olacak en yakınlarımın bile yanıma, savunma kalkanımı aşabilecek kadar yaklaşmalarına müsaade etmiyordum. Böylece daha güvende ve huzurlu olacağıma inanıyordum ta ki bu korunma iç güdüsüyle yapayalnız kaldığımı fark edene kadar…
Bir çiçek için su nasıl hayati bir ihtiyaçsa, insan için de en büyük ihtiyaç sevilmekmiş meğer… Canım yanmasın diye gelebilecek tüm riskleri bertaraf ederken bir yandan da gelebilecek tüm güzellikleri de engellediğimi fark ettim.
Su arıtma cihazlarında olduğu gibi… İçindeki filtre bir taraftan zararlı mikropları süzerken, diğer taraftan faydalı bakterilerinde suya karışmasını engelliyordu… Bunun için yapılabilecek en doğru şey belki de su arıtma cihazlarında faydalı bakterileri süzmeyen veya dışarıdan takviye edebilen bir düzenek oluşturmak olurken, içsel dünyamda; sevdiklerime sarılarak ve sınırsızca severek, en önemlisi de kendime uyguladığım kısıtlamaları gözden geçirerek, hayatı, daha fazla gelişine yaşamak, risk almaktan ve üzülmekten korkmamak olduğuna hükmettim.
Neticede; vicdanımda kurulan mahkeme beraat kararımı verdi… Tüm yanlışlarım ve hatalı davranışlarım için süresiz sevgi ve mutluluk biriktirecek ve bu olumlu enerjinin ışığını, karanlıkta kalan herkese ulaştırmayı kendime görev edinecektim.
Nitekim öyle de oldu… Mutluluksanati.com böyle doğdu…
İçimde ışıl ışıl aydınlatan bir güneş varmış meğer, yalnızca black out perdelerin çekili olmasından etrafa ışık sızmıyormuş. Şimdi değil perde, tül bile yok duygularımı örten, her şey yalın, her şey olması gerektiği gibi saf ve sade…
Yazıyorum… Yazmaya da devam edebilmeyi diliyorum… Belki bir yerlerde duygusal çatışmalarının arasında çelik yeleksiz kalmış bir erkeğe veya kadına ulaşabilirim… Kimbilir? Belki de bu çatışmalarına, gözlerini kör edercesine ışık saçan ve farkında olmadıkları kalplerindeki o enerjiyi açığa çıkararak gözlerinin kamaşmasına, hedeflerini incitememelerine ve huzuru bulmalarına rehberlik ederim.
Kimbilir?



