HERŞEYE RAĞMEN, YAŞAMAK GÜZEL

Bundan birkaç sene evvel şu an içinde bulunduğumuz durumları yaşayacağımız söylenseydi, karşımdakinin meczup olduğunu ya da çok fazla psikolojik gerilim filmi izlediğini söylerdim. Ne oldu da düne kadar özgürce gezdiğimiz yerlere, sarılıp öpüştüğümüz insanlara hasret kaldık? Nasıl bir suç işledik ki Yüce Yaradan bizi tecrit etti?
İşte bu günlerde en çok sorgulanan sorular bunlar🙁 Şansa bakın ki beş milyar yıl yaşındaki dünyanın son zamanlarına denk geldik.
Her millet, kendi yaşadığı devirde bir şekilde imtihanlara maruz kalmış. Bunlar kıtlık ve hastalık şeklinde görülebildiği gibi savaşlar ve azgınlıklarla da kendini göstermiş. Ne var ki insanoğlu her zorluğun ardında bir kolaylık vardır inanışının ardına bilinçli veya bilinçsiz sığınarak, her defasında zorlukların üstesinden gelmeyi başarmış ama her başarısının ardından yaşadıklarından ders çıkartacağı yerde, bir öncekine göre daha da azmış. Bu felaketin ardından da azacak! Çünkü yaradılışında bir isyan durumu söz konusu. En günahsızlarımız Hz. Adem ve Hz. Havva bile dünya nimetleri karşısında masumiyetlerini koruyabilmişler miydi?
O günkü kısır döngü halen daha devam ediyor. Boğazımıza kadar pisliğe batıyor, kurtulmak için elimizden geleni yapıyor, bir daha aynı durumu yaşamamak adına yanlışlarımıza tövbe ediyor, feraha çıktığımız ilk andan itibaren ise hayvani iç güdülerimizi yine insanlığımızın önünde yürütüyoruz, ta ki yeni bir belayla uğraşmak zorunda kalana dek…
Felsefenin temelinde yaşamın birbirinin zıddı olduğu, tezatlıklar olmadan hayatın sürdürülemeyeceği inancı vardır. Bunu da gece- gündüz, güzel – çirkin, siyah- beyaz, iyi- kötü, melek- şeytan vb. ikilemleri örnek göstererek ispat yoluna giderler. Doğrusu-yanlışı( 😊) nedir bilmem ama haksız da değiller sanırım.Eğer her şey yaşam ve ölüm( bak bir örnek daha) arasındaki ince çizgi üzerinde yol alıyor ve tezatlıklar hayatın özünü oluşturuyorlarsa Size güzel bir haberim var🤗Hayatı mutlu ve mükemmel yaşamak bu mantıktan hareketle imkansız hale geliyor demektir. Öyleyse elimizdekilerin kıymetini bilmek ve anı yaşamak en büyük zenginlik olmaz mı? Mutlululuk ve mutsuzluk kavramları birer duygu durumuysa ve ben ne duyumsamak istediğime bilinçli bir yaklaşımla kendim karar versem,dünya en azından benim açımdan daha yaşanılası bir yer olmaz mı?Benim için yaşanılası yer senin içinde domino etkisiyle yaşanılası bir yere dönüşmez mi? Ruhumun derinliklerinde acı duymama neden olan olaylara mantık çerçevesinden bakıp içindeki göremediğim güzellikleri bulmaya çalışsam ne kaybederim ki?
Deniz kenarında dolaşan bir adamın, kıyıya vuran ve ölmek üzere olan deniz yıldızlarını kurtarabilmek için can hıraş bir şekilde tekrar denize fırlatan genci gördüğünde sorduğu soruyu ve aldığı cevabı hatırlasana;
Ona: niçin bunları tekrar denize fırlatıyorsun, ne fark edecek ki, baksana kumda binlerce deniz yıldızı var dediğinde genç adam elindeki deniz yıldızını suya fırlatırken adama dönüp: Onun için çok şey fark etti demişti.
Hayatının rutininde yapacağın küçücük pozitif bir sapma senin için de çok şey fark ettirecektir.
Yeter ki inan ve gayret göster.
Neden olmasın!
Olabilir,
Sen ,istersen oldurabilirsin!
Güç İçimizde!