KANAR…

Büyüyünce geçecek mi?
Paramparça ruhumun can kırıkları batarken her yerime, büyüyünce, hadi olmadı öpünce geçecek olmasını dilerdim acıların…
Sinsice bir kenarda bekleyen yeis ve hayal kırıklıklarının vav kuvvetinde,bir çırpıda unutulmasını dilerdim.
Küçücük ama minnacık bir kız olmayı dilerdim,zaman geriye aksın, her şey bir çırpıda aslına geri dönsün…
Şen kahkahalarım çınlatsın sokakları…
Ebeleyip kaçabileyim,mendili hep ben kapıp en uzağa koşabileyim.
Sevgi sadece kitaplara ve çiçeklere duyulacak kadar olsun ha bir de anneme…
Tek kaygım sınavlarım olsun ama öyle hayat sınavı değil, okul sınavları çeperince, fizikten olsun razıyım… Hiç şikayet etmeyeceğim artık,matematiği bile çok seveceğim. Çarpmanın ne kadar basit, çarpılmanın can yakıcı olduğunu deneyimleyince anlayacağım.
Her sabah baba ocağında,sıcacık yatağımda gerinerek uyanacağım mesela… Annem sonsuz şımartacak beni, evimin prensesi olacağım gerçek hayatın kölesi olmadan önce…
Ana rahmi kadar genişmiş meğerse hayatımın geçtiği alanım. Oysa ki ne kadar da dar,sıkışmış hissederdim. Konulduğum kabın şeklini alamadım hiç bir zaman,hep bir aykırı,hep bir ümitkar…
Şimdi; gelecek güzel günlere gebe düşüncelerim ölü doğum yaptılar…
Her geçen gün daha agresif,daha çekilmezim.
Ruhum; kasırgalarla dolu, yıkılmış,viran…
Depresyonist düşüncelerim… Aykırı oldukça, anlaşılmaya çalıştıkça inceldiği yerden kopuyor can ipliklerim… Şimdi pamuk ipliğinde sıkı sıkıya bağlı kalmaya çalışıyor hayata enerjim,bitik,yılgın ve üzgün ifadelerim…
Her yeni başlangıç, felaketle sonuçlanan bir bitiş artık.
Üzgün müyüm?
Evet, binlerce,milyonlarca kez evet!!!
Tercihlerimin ağırlığıyla eziliyor kalbim ve anladım ki Sabahattin Ali gibiler için cehennem azabı tüm bu çektiklerim…
Keşke bir kazma,bir kürekle ben de hislerimi gömebilseydim.
Sonra nasılsa yine yeşerecektim,
Sabahattin gibi… Ali gibi…
Öldükten sonra yaşayabilseydim…