YALANCIK

Unutamadıkların yüzünden mi bırakamıyorsun yoksa, bırakamadığın için mi unutamıyorsun travmalarını? Kollarında ölen yakınlarının acısına; aşık olduğun, onsuz yaşayamam dediğin kişilerin terkine rağmen, yine yeniden, taze bir umutla silip, baştan başlatıyorsun hayatını… Zamanın yıpratıcı koşullarına inat belki de canın yandıkça daha sıkı sarılıyorsun hayatına, her ayağa kalkışında bir umutla…
Geçmişinde travmatik bir çocukluğun oldu belki de, cahilliğin diz boyu, ihtirasların yorgan döşek olduğu yılların… Acılar, mutluluk çırpınışları, yanlış limanlar… Kim olduğuna karar veremediğinden oturtamadığın karakterin. Çocukken şekillenmesi gereken ruhunun hala sıvı formundan katı forma geçememiş olması. Sırf bu yüzden de her defasında bulunduğu ortamlardaki kaosların basma kalıp şekillerini alması, kimliksiz, elbisesiz. Ne istediğini bilmeyen, salya sümük, saçma sapan insanların ve hayallerin peşinde yaş alan ve yaşlanan bir ömrün. Rollerin iki dudağı arasında şekillenen kaderin. İstekleri ve gerçekleri arasında sıkışan bedenini, düşüncelerinin engin denizlerinde, güneşin altında rahatlatmaya çalışan bir anlayışa sımsıkı bağlanma ihtiyacın.
Kendi adıma bu hikayeye ait değilim artık… Olmadı… Olmuyor… Olmayacak… Evinin hanımı, sessiz şiirlerin sahibesi, hiçbir zaman anlaşılamayan ve bunun acısıyla yaşamaya devam edemeyecek kadar nahif,kırgın Nilgün Marmara yaşıyor içimde. Onun kadar cesur değilim belki ama ben de her gün atlıyorum o balkondan. En kötüsü de yavaş yavaş, acı çekerek, tekrar tekrar ölüyorum. İçimde çığlık çığlığa bağırdığım halde duyulmamak, anlaşılamamak sonucunu doğuaran, dünyanın her yerinde çekilen acılardır intihar sebebim.
Gözlerin kör, kulakların sağır olduğu zamanın en şanssız bireyleriyiz biz. Mutluluk bir hayal. Sanal bir düş, sosyal medya mecralarındaki sahte gülüşler kadar itici.
Zafer Peker şarkısı eşliğinde hayata veda eden gençler vardı bir zamanlar.. O günden bugüne çok şey değişti, bir bilseniz. Artık aşk üç kelime bir hece sadece, göğüs kafesinde konumlanabileceği bir yeri yok. Günü kurtarma telaşında, saatlik dopamin mutluluklar var sadece. Bilseniz ne kadar şanslısınız? Gerçek zamanların, gerçek duyguların insanları olarak ölümsüzlüğe ulaştınız. Hiç yaşlanmadınız mesela, kırışmadınız. Depremleri görmediniz, katliamları, hastalıkları. Anneniz babanız kardeşiniz , en yakın arkadaşlarınız hayattaydılar en güzeli, tabutlarına sarılıp ağlamadınız. Sizden sonra ne acılar gördük. Yıkıldık, bittik derken yeni bir sınavla tekrar sınandık. Ayağa kalkmaya çalıştıkça yer altımızdan kaydı sanki. Anlayacağınız defalarca öldük ama hiçbirimiz gömülmedik.
Şimdi gelecek kaotik zamanların tedirginliğiyle nefesliyoruz hayatı, yaşamıyoruz. Nefes alıp veriyoruz sadece. Bir de bu yıkılası düzeni ayakta tutmak için daha çok çalışıyoruz. Bizden sonraki nesillere zengin ama mutsuz bir yaşam standardı bırakabilmek için…
Bir zamanlar mutluluk, çok özeldi ama herkesteydi.
Şimdi ise görünen toplumun genelinde ama paylaşımlarındaki sahte yüzlerinde,
Yalancıktan…




