ASYA OLMAK YA DA OLMAMAK…İŞTE BÜTÜN MESELE BU…!

Başka dünyaların insanları, bambaşka duyguları, sağ taraflarına işlemek adına, birbirlerinin tüm yanlışlarını ya da tüm haykırışlarını görmezden gelerek, sağır ve dilsizi oynuyorlarsa? Yine de kendini kandırmaya ve her ikinizi de birbirinizi sevdiğinize ikna etmeye devam edebilir misin?
Hayatın tüm gerçekliğini referans alarak, duygularını ifade etmekten kaçındığını, gardını bu şekilde alarak mutlu olduğunu iddia eden birisiyle duygusal anlamda nasıl başa çıkabilirsin?
Acı eşiği mutluluk tavanından metrelerce aşağıda olduğundan, kalbine giren kapılarda kocaman çukurlar oluşturuyorsa, aşkta ayaklarınızın basacağı sağlam zemin nasıl hazırlanabilir ki?
Kısacık hayat ölçeğinde; yaşanmaya adanmış upuzun saatleri ve günleri, avuç içlerine sığdırdığı zaman kadar hissettiriyor ve bu kadarla yetinmeyi biliyorsa?
Geç kalmışlığın aceleciliği ile her şeyi hızla tüketiyorsa?
Umursamıyor, anlamıyor, anlamak istemiyorsa??
Gerçeklerle, gerçeküstü zaafiyetleri birbirine karıştırıp, ortaya karışık bir resim çiziktirip, bunun adına da “sanat” diyorsa??
Var git arkadaş işine, yol yakınken dön…
Anlaşılan sadece görmek istediğin açıdan baktığın için “mutluyum” sanıyorsun… Bu ilişki gerçek değil, onlarca aynayı içinde barındıran koca bir yanılsama, hiçten de öte koskoca bir yalan, kandırmaca…
Acı da olsa gerçek bu ve bu gerçek; mantığın harekete geçtiği anlarda, her ne kadar can yakıcı olsa da, eninde sonunda ortaya çıkıveriyor.
Selvi Boylum, Al Yazmalım filmindeki Asya, İlyas, Cemşit üçlüsünü hatırla…
Bir tarafta İlyas ile “aşk”; sonsuz ve heyecan vericiyken, diğer tarafta sakin liman Cemşit’le güven ve huzur temsil ediliyordu…
Asya hangisini seçmişti?
Dolu dolu “aşk” ı ve heyecanı mı? Başını omzuna gözü kapalı yaslayabileceği güven ve huzur kaynağını mı?
Yıllarca cevabını vermekte zorlandığımız; belki de tercihinden dolayı kimi zaman haklı, kimi zaman haksız bulduğumuz Asya’nın cesaretini mi takdir ediyoruz, aşka sırtını dönüp giderken ki attığı kararlı adımların çaresizliğini mi?
Zor olan belki de kendi hayatlarımızda Asya’nın mantığıyla hareket edebilmek… Çünkü duygulara gem vurabilmek, mantıklı olabilmek, sırtını dönüp gidebilmek o kadar zor ki…
Mantık ile zoru; zorlanmadan yenmek, başarabilmek de her yiğidin harcı değil;
Nahif bedenlerine rağmen; dünyanın en kararlı, kendinden emin adımlarını atabilen o güçlü ayakların sahipleri…
Ayağınıza taş değmesin emi?



