Aile

BANA BENİ GERİ VER

Boğazıma kadar bataklığa batmış, çırpındıkça daha da yorgun ve vazgeçmiş hissediyorum. Az önce özel bir televizyon kanalından arandım ve yıllarca oya gibi işlediğim anılarımın, aylardır yasını tuttuğum annemin, var olan tek kız kardeşimin ve annemi aldattığı için nefret ettiğim babamın.. hepsinin birer yalan olduğunu öğrendim. Ben ve benim gibi bir çok bebeğin Adana Meydan Doğumevi’nden kaçırılarak zengin ailelere satıldığımızı, gerçeklere ulaşabilmek için o dönemde doğum yapan ve kayıp başvurusu yapan annelerden Dna örneği alınacağını ve bizlerle eşleştirme yapılacağını söylediler. Önce şaka zannettim. Hemen televizyon kanalının ilgili programını açtım. Düne kadar izlemeye değer bulmadığım ve her şeyin kurgu olduğunu düşündüğüm bir yayından böylesine bir telefon almak, çok yadırgadığım ve sosyal statüme hiç uymayan bu tarz olaylarda ekranda adımın gösterilmesi, beni çok sinirlendirdi. Şaşkın mıyım? Üzgün müyüm? Sevinçli miyim?

Evet sevinçli miyim diye yüreğimi yokluyorum şu an. Yaşadığım herşey koca bir yalandan ibaretse, o zaman, aylarca önce kaybettiğim ve annem zannettiğim kadının yasını da tutmama gerek yok diye rahatlatmaya çalıştım kendimi.Elime bir yer bezi alıp, annem zannettiğim kadının odasının kapısına gittim. Bu kapı, O öldüğünden beri kapalıydı. Anılarını bozmamak adına hiç bir yerine dokunmamıştım. Temizlik yapmadım.Odaya sinen kokusunun ve duştan çıktıktan sonra mermer zeminde iz bırakan ıslak ayaklarının izlerini silmedim. Şimdi bu kadar hassas davranmama gerek yoktu aksine nefret etmeliydim Ondan! Geride bana bıraktığı servetin yanında, koskoca, yalanlarla dolu bir de hayat olduğu için.

Kapıyı açtım. Karma karışık ama daha iyi hissettiğimi düşündüm. Yere çömeldim. Otuz altı numara, bakımlı minnak ayaklarının adımlarını takip ettim gözümle. Ne kadar da biçimli, ne de güzeldi ayaklarının izleri. Silemedim. Neden olmuyor? Niye hala iyi hissedemiyorum? Aylardır canımı acıtan aynı bıçak sancısı yüreğimin aynı yerini oymaya devam ediyor. Anne, neden? Neden diye haykırdım boş duvarlara. Beni iki kez yaralamaya ne hakkı vardı? Ölmüş olduğu gerçeği zaten yeterince yaralıyorken, böylesine bir sırrının olduğu ve bunu benimle hiçbir zaman paylaşmamış olması. Hangisi daha acıydı benim için? Bir anda koca bir ”hiç” olan ben mi? Yoksa sırf evlat hasretini tatmin etmek maksadıyla başka bir yuvaya evlat acısı düşürülmesine para karşılığı vesile olması mı? Kimim ben? Gerçek ailem kim? Yapayalnız, bir başıma kaldığım bu dünyada gerçeklere nasıl ulaşacağım? Milyonlarca insanın karşısına çıkarak, şu güne kadar beni tanıyan yüksek sosyeteden hiç kimsenin karşısında zavallı konumuna düşemezdim. Gerçeği öğrenmeli miyim? Başımın içi sis bulutuyla dolu sanki. O zaman hayatım gibi adım da bir yalan. Esra değilsem, ben kimim?

Başa dön tuşu