İSTERSEM…

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine…”
Ömrüm; bu mottoyu hayatıma ve hayatlarına bir şekilde değdiğim insanlara özümsetmeye çalışmakla geçti.Halen daha yaradılanlar arasında hiç bir ayırıcı özelliğin varlığını kabul etmediğimi, özelliklerin yalnızca ayırt edici olabileceklerini benimsediğimi anlatmaya çalışıyorum insanlara…Ateşin; beyaz- siyah fark etmeksizin tüm elleri yaktığını, acının; dişi-erkek demeden tüm kalpleri ağlattığını ve belki de en önemlisi göz yaşının tüm göz pınarlarından aynı renkte aktığını haykırıyorum çevrelerine ilgisizlikten kir pas tutmuş sağır kulaklara…
Sesime tepki veren, yaşama dair halen daha umut besleyen yarı yitik beyinlere de bir umut; yaşamda takip edilecek kılavuzun, insan olma sanatını icra kitabını yazabilenler olduğunu işaret ediyorum. Edep ve hayanın toplum bütünlüğü için vazgeçilemez baş aktörler olduğunu öğrendiğimi, insanın suretinde doğayı, doğanın azametinde Yaradan’ı gördüğümü… Kusursuz bir nizam ve intizam içerisinde çalışan mekanizmayı…Matematiği ve şiiri harmanlayan devasa yapıdaki sanat eserini…
O öyle bir resim nakşetmişti ki bu akıl almaz varoluşa, yalnızca, fütursuzluk fırçaları darbe vurulabilirdi o eşsiz ahenge, şairane dokunuşa…Yazık ki öyle de oldu…
Şimdi herkes bir başına, kendi kuralları olan çok uluslu birer hükümet… Saygı ve sevgi kaybedilmiş hisler…Tıpkı hiç olmamış gibi maziye gömülen ,insana özgü tüm güzel hasletlerde olduğu gibi…
Mazi ise kalbimizde daima bir yara…
Tüm bu parçalar bir aradayken hala ilginç olan; yok olması muhtemel toplum vicdanında, eskiye duyulan özlemin her geçen gün katlanarak artıyor olması… Zamanın meşhur Turbo sakızları, soba başında oturan banyo yapmış bebelerin ıslak saçları…Walkman pilleri bile kirpik uçlarımızda damlamaya hazır göz yaşı biriktirmemize yeterli oluyorlar…
Peki gelecek daha da kötüleşerek mi gelecek?İçsel huzuru ve mutluluğu tesis etmek artık imkansız mı?
Hayır!
Bunu başarabilmek belki biraz zor olabilir ama imkansız olmamalı… Özgürlüklerimizin tadını, başka bedenlerin ve ruhların özgürlük sınırlarına yaklaştırdığımız yere kadar bağır çağır, doyasıya yaşayabildiğimiz zaman gerçek anlamda mutlu olacağız bunu biliyorum. Kimseyi kırmadan, kızmadan…En önemlisi de yargılamadan… Tüm renklerin cümbüşüyle keyiflenerek, el ele kol kola gün doğumlarına, gün batımlarına adım adım yürüyerek, şarkılar eşliğinde dalga dalga yayılacağız etrafa… Bulaşıcı bir mutluluk !! gibi herkesi sarıp sarmalayacağız…
İşte o zaman cevabı asla bulunamayan “mutluluğun resmini çizebilir misiniz?” metaforu içi faydasız cümlelerle dolu çöp kutularında yerlerini bulacaklar…
Mutluluğun resmini çizebilirim. Hayal etmek sonsuz bir özgürlük ve ben uçsuz bucaksız denizleri mürekkep, masmavi gökyüzünü tuval olarak kullanabilirim… Aklıma gelen, canımın istediği ne varsa dimağımın en ücra köşelerine kadar resmedebilirim…
İşte bu benim “Mutluluk Resmim”!..
Ve ben bu resimde kimi,neyi, nasıl resmetmek istiyorsam o şekliyle hayatıma dahil edeceğim…
Bu hayat benim… Senin sınırlarına yaklaşana kadar da ben böyleyim ve böyle mutlu kalmaya devam edeceğim…
İstersem…:)