KIYMA SOĞAN KAVURMASI

Geçmişe duyduğum özlem son zamanlara kadar böylesine acıtmıyordu. 80 öncesinde doğanlar beni çok iyi anlayacaklardır,hafızam mükemmel olmamasına rağmen çocukluk ve ilk gençlik yıllarıma ait hatıralarım birer film şeridi gibi sık sık gözümün önüne gelir oldu.
Yerli malı haftalarında öğretmenler odasındaki büyük masaya yığdığımız türlü çeşit yiyecekler, neden yaptırdıklarını hâlâ daha anlamadığım örme bebek giysileri ki hiç bir öğrencinin o mükemmel örgüleri örebileceğine inanmıyorum(benim bebeğimin kırmızı yün elbisesini ve şapkasını da annem örmüştü zaten), okul koridorlarındaki koşuşturmalarımız,merdivenlerden sağdan inilir,sağdan çıkılır alıştırmaları yapmak için dersten çıktığımız dakikalar, öğretmenimizin müzik derslerinde bizlere saz çalıp türkü söylemesi, söyletmesi, beden derslerinde bahçede toplu halde oynadığımız oyunlar,mendil kapmaca,ebelemece,yağ satarım- bal satarımlar, uzun eşekte minder olabilmek adına çıkan sürtüşmeler, renk renk macunlarıyla bizleri okul çıkışında bekleyen macun şekeri satıcıları, pespembe pamuk şekerler, kıpkırmızı iştah kabartan elma şekerleri, her Pazartesi sabahı İstiklal marşımızı avazımız çıktığı kadar bağırarak okumalarımız,andımızı okumak için okul merdivenlerinin üst basamaklarına çıkan beş çocuktan, ortada duran ve mikrofonu kapan olabilmek için verdiğimiz itiş kakış mücadeleleri, yıl sonu karne günlerimizde sivil kıyafetlerle gittiğimiz okulumda neşeyle ”Akdeniz Karadeniz karneleri isteriz” tekerlemesinin son kıtasını kısık sesle geçiştirerek söylememiz, eve dönerken yol boyunca rastlaştığımız amcaların ve teyzelerin övgü dolu sözleri ve geleceğe dair güzel dileklerini duyarak, gururla yürümemiz,eve vardığımızda aile efradından kimselerin karnelerimizin ki o zaman kaliteli karton kağıda basılıyordu, karnenin bir ihtişamı,ağırlığı vardı(ya da bana öyle geliyordu)elden ele gezdirilerek incelenmesive ufak birer harçlıkla ödüllendirilmemiz.
Sene boyunca ”ne istersen alacağım yeter ki takdir al ”motivasyonuyla çalışan bizlerin iş ciddiye bindiğinde evdekilerin” yavrum söz, maddi durumumuz düzeldiğinde alacağım, şimdi alamam” sözleriyle ufka doğru uzaklaşan bisiklet, walkman, kot takım,radyolu kaset çalar görüntüleri…ama, buna rağmen zerre üzüntü hissetmeden kıyma soğan kavurmasını ekmek arası yapıp yanında bir buçuk litrelik kolayla götürmek belki de ödüllerin en büyüğüydü bizim için.. Fakir ama mutlu çocuklardık, özgürdük bir kere..
Bedenlerimiz evlerimizin arsa payı kadar alanda özgürken , ruhlarımız okyanus kenarlarından çıplak ayakla gezen ve türlü maceralara atılmaya hazır, koca yürekli insanlardık. Kızmış erkekmiş demeden tüm komşu çocuklarıyla kardeştik bir kere.
Gece geç saatlere kadar kapımızın önünde bağırış çığırış oyunlar oynar, en üst katta oturan huysuz dul teyzenin bir leğen soğuk suyu tepemizden aşağı boca etmesiyle yarı kuru yarı ıslak, gülüşerek evlerimize dönerdik, günün kazananının kim olduğu tartışmasını yaparak.Bazen üst sokakta sek sek oynardık,yaz kış demeden,üşümeden,terlemeden..Annem ekmek arası peynir koyardı verirdi camdan, giriş kattaydı dairemiz, eve sokamazdı oyun bitmeden. Suya giderdi annem bidonlarla sonra, tüp almaya giderdi..
Birgün geç kaldı eve, bizi terk etti sandım. Çok ama çok ağladım.. Sokaklarda, gittiği tüpçü dükkanını aradım.Oysa ki O , evin bütçesine katkı olsun diye örgü örerdi. Ördüğü kazağın ufak bir yerinde düzeltme yapmasını istemiş iş veren bayan o da oturmuş onu düzeltmeye..Onu orada gördüğümde hissettiğim duyguları anlatamam. Annem benim herşeyimdi, Onsuz yaşayamam derdim..
Şimdi… Tüm çocukluk masumiyetim gibi özgürlüğümde gitti. Ailem yaklaşamadığım, dokunamadığım, sıkıca sarılamadığım bir mesafede. Sırf Onlara zarar vermemek adına uzak duruyorum. Bunu yaşları gereği anlamakta sıkıntı da çekseler bir süre böyle olmak zorunda.
Kendi kendime bir söz veriyorum ama. Bu illet bitti dedikleri gün, şanslıysam hala hayattaysam ya da hayattalarsa koca bir tencere kıyma soğanı kavurup fakir fukaraya dağıtacağım. Hem annemi, hem de kıyma soğan kavurmasını çok özledim
Çok özledim………………………😔