Yaşam

İLLÂ EDEP

Yazmak için en uygun zamanı ve mekânı kollarken aslında tüm bunların yazmamak için birer bahane olduğunu anlıyorum. Geçmişte içimden dolup taşan kelimeler cümle cümle sıralanmak için en uygun zamanı beklerken, tek tek unutulduklarını ve heyecanlarını kaybettiklerini anımsıyorum. Not defterleri neden vardı ki? Bunca zamansızlık ve mekânsızlığa alternatif küçük bir kaçış alanı değil miydi?

Bahaneleri bol, durmaksızın üreten dimağlar, ürettiklerini hayata geçirmedikçe ne faydası var?

İnsanoğlu’da böyle… Hayâl alemlerinde dünyaları keşfeden, sıklıkla mekân değiştiren, üreten, yiyen, içen insan, iş bunları proje kapsamından çıkartıp uygulamaya geldiğinde çark ediyor. Alıştığı ortamın rutini bozulsun, hayatı olağan akışı dışına çıksın istemiyor. Anlayacağınız “yaşamaktan” korkuyor.

 O yüzden çoğumuz tembel, şişman ve depresifiz zaten…

 Yeni başlangıçlar bizleri korkutuyor.

 Belki de bu yüzden içinde fırtınalar kopan beyinlerin bedenleri sakin bir deniz gibi amaçsız, gözler boş bakıyor ve sürekli tatil modunda… Harekete geçmek için belli bir ivme gerekiyor çünkü…

Adam sendeciliğin dibine vuranlar; keşkelerle dolu hayatlarının son demlerini, emekli maaşlarının bitip tükenmeyen rehaveti eşliğinde diz battaniyelerinin altında televizyon karşısında ruhlarını teslim edecekleri güne kadar sakin ve huzurlu yaşayacaklar.

Ne mükemmel bir hayat değil mi?

Yetmiyor, yetinmiyor ve yetişemiyoruz belki de… Hayat çarkının dişlileri sağlı sollu dönerken arada kalan ruhların suyu çıkıyor.” Nerede hareket orada bereket” veciz sözleri de unutuldu… Unutulan tüm adetlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz gibi…

Son zamanlarda sürekli sorguladığım ve büyük bir rahatsızlık hissettiğim gidişatımız, unutulan tüm değerlerimize verilecek örneklerle dolu…

Büyüklerinin yanında bacak bacak üstüne atmaya heder eden gençler bugün sokaklarda neredeyse gerdeğe girecekler mesela…

Bizler inanç ve itikad sahibi gelenekçi Türk toplumu’nun  aile anlayışıyla büyütülmüş olmamıza rağmen ne ara bu kadar vahşileştik? Batı felsefelerinde insan olarak hayvanlardan ayrılan en önemli özelliğimiz “mantık”tı hani? Asırlardır mantık dediğimiz şey aynı mantık, suyu en kötü bardakla içiyoruz?? Bu ayırt edici bir fark değilmiş demek…

Bizi hayvanlardan ayıran en önemli özellik edepmiş!

Yunus Emre ne kadar da güzel söylemiş:

  • Gezdim Halep ile Şam’ı
  • Eyledim ilmi talep
  • Meğer ilim bir hiç içimiş;
  • İlla edep, illa edep!

Birkaç kelimeyle tüm anlamı kavramamıza vesile bu güzel insanların ahlâklarından nasiplenmek umuduyla…

Hakiki AŞK’la…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu