HAYALLER VE HAYATLAR

21. yy Milenyum Çağı’nda yaşıyor olup da bunca ilkel uygulamalara maruz kalıyor olmaktan dolayı hayret ediyorum. Ve bu hayretlik durumu öylesine sık tekrarlanıyor ki tahammül sınırlarımı genişletmek maksadıyla aslında hiç de ihtiyacımın olmadığını zannettiğim “antidepresan” kullanımını ,hayatımın bir parçası haline getirmenin zorunlu olduğunu düşünüyorum.
Biliyorum ki bu duygu durumunu yaşayan ne ilk ne de son kişiyim.
Eskiler; mevcut şartlara uyum sağlamış, ellerindekiyle yetinmeye kurgulanmış, dünyadan bihaber olmanın vermiş olduğu cahil cesaretiyle gözlerine takılan at gözlüklerinin perspektifi kadar hayatı yaşamış ve ne mutlu onlara ki varlık içinde yokluk çekmenin acısını görmeden, mutlu mesut, kendi çekirdek dünyalarında olgunlaşıp, zamanla, bedenlerini toprağa bırakıp, terk-i diyar eylemişler.
Şimdi ise yeni neslin her şeyden haberi var. Dünya parmaklarının ucunda, ama bakıyorsunuz görünen ile aslında olan bambaşka… Hani şu hayaller ve hayatlar mevzusu var ya! İşte tam da o minvalde şekilleniyor hayatlar.
Ellerimizde son model akıllı telefonlar; zoom özellikleriyle Ay’ı bir çırpıda parmaklarımızın ucuna kadar çekebilirken, üniversite hastahanelerinde yatan hastaysanız üzerinize çekecek çarşaf bulamıyorsunuz. Ya da evden kilometrelerce ötedeyken bir tuşla evinizdeki kombiyi çalıştırabiliyor ve ya fırını açıp, buzdolabının içinde ne var ne yok görebiliyorken, okullarda çarpım tablosu bilmeyen eğitmeninizden uzay matematiği öğrenmeye çalışıyorsunuz.
Adliyelerde birikmiş onca dava dosyası sırasını beklerken, yıllarca sürüncemede kalmış davanız için Savcı Bey arayıp, şikayetçi olduğunuz kayıp dolandırıcı kişisinin adresini sizin tespit etmenizi, böylelikle işlerin daha hızlı ilerleyebileceğini söyleyebiliyor.
İşte bu ve milyonlarca örneklendirilebilecek olaylar yüzünden hayat artık bir eğlenceden çıkıp, ızdıraba dönüşüyor.
Hele ki olaylara mantık çerçevesinden bakan bir bünyeye sahipseniz o zaman sağlı sollu gelsin kroşeler… Canınız acıyor belki; çok ağlıyorsunuz ama sabır afyonuyla, gelecek güzel günlerin naçar beklentisi dayanma gücünüzü arttırıyor, en azından benim ruhumda süreç bu şekilde ilerliyor.
Yıllar önce; falların gelecekten haber verdiğine katıksız inanan bir abimin duydukları karşısında yaşadığı hayreti anımsıyorum. Falcı o zamanlar otuz beş yaşlarında olan bu kişinin kırk yaşına kadar büyük zorluklarla mücadele ederek geleceğini söylemiş ve devam etmemişti. Ee sonra ne olacak sorusuna verdiği cevap ise gerçekten aldığı paraya değer nitelikteydi: “Kırkından sonra tüm bu zorluklara alışacaksın ve seni daha az rahatsız edecekler”??
Gözlemlerim; gerçek hayatta kırkından sonra daha az sorunsala takılı kalındığını, hayatın farkındalığının aslında o yaştan itibaren arttığını ispatlar durumda… Falcı kadın aslında yalan söylememiş. Sorunlar her daim hayatımızın bir köşesinde durmaya ve bizleri rahatsız etmeye devam edecekler. Burada önemli olan bizlerin bu sorunlara karşı nasıl bir bakış açısı kullanarak yaklaşım geliştirmemiz gerektiğidir.
Kendine acıyarak, “neden ben?” sorusunu sormaya devam ederek bir çıkış yolu bulmaya çalışmak, kapının kilitli ve anahtarının kayıp olduğuna inanmış bir kişinin kapı kolunu aşağıya indirmeyi denememesi ve kendini içeriye duygusal anlamda hapsetmesiyle sonuçlanacak faydasız bir durumdur.
Asıl olan;” bu trajedi de benim üzerime düşen pay nedir ve ben zaten geçici olan bu durumdan en kısa zamanda nasıl kurtulabilirim? “soğukkanlılığıyla hareket planı oluşturmaktır.
Duygular insanı şair yapabilir ama sıkıştığınız demir parmaklıklardan kurtulmanıza yardımcı olamaz. Onun için biraz gayret ve doğru manevra tekniklerini bilmek gerekir…
Hayırlı sürüşler dilerim 🙂



