CAMBAZ KELİMELERİN CELLADI: DÜRÜSTLÜK

Şartların zorladığı ortamlarda dik durabilmek, güçlü kalabilmek için yine mantık ve sakinlik mantosunu giyinmek lazım bedene… Çünkü kriz anında yalnızca bu iki haslet olmayanı oldurur, olacakları durdurur güçtedir.
Hele de haklıysan, canın yandıysa, tüm bu yaşadıklarını vicdânın içine bir türlü sindiremiyorsa… İşte o zaman; hırsın geçip de sakinleştiğinde, mantıklı ve sakin kalabilmenin, ileride oluşabilecek daha büyük zararları nasıl engellediğini görecek ve haklılığımı anlayacaksın.
“Sabır en büyük erdemdir” der büyüklerimiz…Ne kadar güzel bir söz… Erdem ‘in erkek isminden başka bir şey olmadığını zanneden yeni neslimiz için buraya bırakıyorum bu sözü… Tıpkı isim olarak yaşayan; anlamı unutulmuş “Vefa, Adalet, Şeref, Umut, Sevgi vs.” gibi…
Güçlü olmak, ayakta kalmak adına kırk takla atan ruhumuz; asıl gücün, “hırsına hakim olmak” olduğuna inanmak istemiyor. Çünkü düşüncede bu eylemi gerçekleştirebilmek çok kolay ama iş uygulamaya geldiğinde neredeyse imkânsızlaşıyor.
Böyle zamanlarımda hırsımdan geri adım atmamı sağlayan ve bu sayede beni tehlikeden uzak tuttuğuna inandığım bir hadis var:
“Öfke şeytandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır. Ateş ise su ile söndürülür. Öyle ise, biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın.” ( Ebu Davud, Süleyman b. Eş’as, es-Sunen, Çağrı yay. İst. 1992, Edep, 4)
Uzun zamandır kızımın yanında, hastahane’de refakatçi olarak kalıyorum. Hafta sonu çok sıkıntılı bir olay yaşadık.
Kızıma rutin antibiyotik tedavisi saati geldiğinde hemşire; elinde tedavi tepsisiyle içeri geldi. Elindeki serum paketini damar yoluna bağlamaya hazırlanırken kızım da ben de ilacımızın değiştirildiğini zannederek birbirimize baktık; çünkü günlerdir, aynı saatte getirilen ve damar yoluyla verilen serum paketinin içindeki sıvı sarı renkte olurdu ama bu gelen renksizdi. Kızım hemen “ilacım mı değişti?” diye sordu.
Hemşire; “hayır aynı ilaç” yanıtını verirken bir yandan da taktığı serumun doz ayarını yapmaya çalışıyordu. Ona ilacın normalde sarı renkte olduğunu, yanlışlık olabileceğini, kullandığı ilaca ait boş şişeyi görmek istediğimi söyledim. O ise serumu çoktan takmış, akış hızını da en hızlıya ayarlayarak problem olmayacağını, aslında bizim ilacın muadili gönderildiğinden onu kullandığını ve onun da renk değişimi yapmadığını söyledi.
Anne kaygılarım bu işte bir terslik olduğunu hissettirerek; “tamam, ben yine de boş ilaç şişesini görmek istiyorum” dedim.
“Olur, bekleyin getireyim” cevabını verdi ama hayır! Bekleyemezdim, “birlikte bakalım” diyerek bankoya peşinden gittim.
Tahmin edeceğiniz üzere ortada ne muadil bir ilaç ne de bize ait boş bir şişe yoktu! Yine de ısrarla seruma ilacımızı kattığını, kesinlikle emin olduğunu, bazı kimyasal sebeplerden rengini vermemiş olabileceğini iddia ediyordu. Bu arada merak edenler için ilacın adı “tigecid” di.
Bunca hengâme devam ederken ilaçlı olduğunu iddia ettiği serum çoktan bitmişti.
Boş serum paketini elinden alıp bunu ertesi gün tahlile göndereceğimi, kendisinin doğru söylediğini düşünmediğimi, bu serumun başka bir hastaya ait olduğunu ya da bize hazırladığı serumun içinde hiç ilaç olmadığını, boş serum olduğunu söyleyerek hemen nöbetçi doktorun çağırılmasını istedim. Akşam saati gerçekleşen bu talihsiz olayda gelen genç doktor bayan da Hemşire Hanım’ın on iki yıllık meslek erbabı olduğunu, ne yaptıysa doğru olacağını, ilaçların fazla bekleme veya çeşitli nedenlerden renk vermeyebileceklerini, olayı büyütmemem gerektiğini söyledi.
Ben de çocuğuma ne verildiğini öğrenmek istediğimi, tecrübeli bir çalışan olmasının insan olduğu gerçeğini değiştirmediğini ve hata yapmış olabileceğini söyledim. Doktor’dan arka bulan Hemşire Hanım “ ben yanlış bir şey yapmadım, size ait olan ilacı serumun içine koydum, eminim, istediğiniz yere şikayet edebilirsiniz” diyerek üste çıkmaya çalıştı. Doktor Hanım’ın bilimsellik dışı, hiç beklemediğim bu tepkisinin ardından daha da sinirlendim. Bilim şüphe gerektirir, böyle bir hatanın var olması olasılığı söz konusuysa laf cambazlığı yapmak yerine, çocuğunun hayatını önce Allah’a, sonra onlara emanet eden bir anneyi rencide etmeden, daha bilimsel bir yaklaşımla sakinleştirmeliydi. Ha bir de” merak etmeyin, bu serviste öldürücü ilaç yok!” Deme talihsizliğini göstererek, belki de yıllarca dirsek çürüterek aldığı diplomasına en büyük hakareti yaptı.
En çok üzüldüğüm nokta” kimlere emanetiz?” sorusuna almış olduğum cevaptı?
Sakin olmaya ve mantıklı düşünmeye çalışarak durumu başhemşireye bildirmenin daha doğru olacağına karar verdim. Havalarda uçuşan onca abuk sabuk sözün üzerine tüm öfkemi saldırganlaşarak gösterseydim kim bilir şimdi hangi karakolun nezarethanesinde “sağlık çalışanlarına saldırmak” suçundan tutuklu bekletiliyor olacaktım!…
Süpervizör denilen sorumlu hemşirenin gelerek tutanak tutmasını istediğimi söyledim. İki dakika sonra serviste görevli diğer hemşire odamıza gelerek aslında haklı olduğumuzu, arkadaşının işinden olabileceğini, şikayet etmememizi insaniyet namına rica ettiğini söyledi.
Peşinden ana karakterimiz de gelerek bir hata yaptığını; aslında ilacı seruma şırınga etmediğini, serumdaki sıvının zararsız olduğunu, tüm bu olanlardan ötürü özür dilediğini söyledi.
Mübarek kadın! Baştan dürüst davransan da beni bunca sıkıntımın içinde bir de sen vurmasan, olmaz mı???
Netice mi?
Evet, insaniyet nâmına, insanlık vasıflarından bihâber insanları, sırf insanlıktan nefret etmeyeyim, umudumu kaybetmeyeyim diye tüm insanlık da ben de kalarak şikâyet etmedim. Kendisine de naçizâne; bunu bir hayat dersi olarak hatırlamasını ve sorumluluğundaki canlara daha ihtimamlı bakarken her ne koşulda olursa olsun bilimsel anlamda şüphe etmekten ve dürüstlükten asla ödün vermemesini salık verdim.
Doktor Hanım’a mı ne oldu? Burnu düşse eğilip almayan cinslere ne oluyorsa o oldu sanırım??
Sağlıklı sağlıkçılarla bilimin ışığında;
Şifâyla…




