KELEBEK’İN AŞKI

…
Farkındalık yaratan küçücük bir kelebekti aslında, ânımıza eşlik eden… O nahif, kırılgan haline aldırmadan; uçmak yerine, soğuk bir demir yığınının üzerine tutunmayı tercih etmişti, incinebileceğini bile bile…
Onun bu halini gören yorgun kalp sahibi, kelebeğe dair içinden geçenleri, tüm içtenliği ile duygu yüklü cümleler halinde sıraladı birden.
Akıllar karıştı…An itibariyle her adımda bir mayına basıldı. Patlama sesleriyle sağır oldu kulaklar, ortamın tozu dumanından görmez oldu gözler, anlam veremeden konuşamadı kızıl gonca benzeri dudaklar…
Oysa ki bir günlüktü kelebeğin ömrü… Son yolculuğuna çıkmadan az önce, Yüce Yaradan’ın emriyle, mecalince gösterdi kendini uyuyan kalplere…O kalpler ki, yaşamayı nefes alıp vermekten ibaret zanneden, kelebekten, nispeten, şanslı sayılabilecek ve varsa, bir kaç yıllık ömre sahip ölülerdi…
Önce kelebeği sevdiler lisanı dillerince;sonra, birbirlerini…
Hem de öyle güçlü, öyle içten sevdiler ki ,
Kelebekler bile kıskandılar bu sevgiyi…
Artık geceler daha uzun,uykular haram,
Kalp, her an kafesinden kaçmak için çırpınan bir kuş misali…
Hayat gerçek olamayacak kadar güzel ve mutluluk; iki çift göz arasında yolculuk eden hızlı trenler gibi… Kaç km hızda gittiği bilinmez ama yolculuğun akıl istasyonunu es geçip, duygu durum duraklarına uğradığı aşikâr…
Bu duraklarda; zaman zaman dargın ayrıldığın, çoğu zaman da sımsıkı sarılıp, doya doya öpmeden bırakamadığın peronlar…
Sürekli düşünen,özleyen,kaygılanan birisi…İki bedende tek vücut, aşk şarkılarının ortak müdavimleri… Gelecek güzel günlerin beklentisiyle, ânı yaşayan, kelebek tarafından kandırılmış, Adem’ler ve Havva’lar…
Sonu görünmeyen bir yolda, mutluluğu ilke edinmiş ,”hayat bir gün, o da bu gün” mottolu Âşıklar…
Siz hiç gam’a düşmeyin emi…
Koyun bir “saki” için…
Muhabbet’le…



