Yaşam

HER ZAMAN UMUT VARDIR

Sil artık gözünden akan yaşları, kurudular zaten, kana döndüler…

Kendine acımaktan, nedenleri nasılları geceden sabaha tekrarlamaktan, oflamaktan, bunalımdan, yaşıyormuş numarası yapıp sadece nefes alıp vermekten vazgeç . Çünkü senin kendini kötü hissetmen hiçbir şeyi değiştirmiyor. Hayat yine bütün yıkıcılığı ile zorlamaya devam ediyor. Nasıl olacak peki? Bunca derdin tasanın içinde dertleri ötelemek; tekrar yaşama sevinci hissedebilmek… Tüm bu ”şoktan” duyguların cenderesinden kurtulabilmek, nasıl olacak?

Çok tecrübe ettim inan… Anladım ki hayat; kurban rolünü üstlenene acıyıp pozitif bir ayrımcılıkla yaklaşmıyor, aksine, elindeki tüm topuyla, tüfeğiyle taarruza geçiyor. Sen “nasıl yani?” demeden alaşağı ediyor ruhunu… “Ama ben bunları hak etmedim” desen de aslında kurban rolünün yaydığı zararlı enerji çekiyor bütün bu olumsuz olayları…

İnsanın enerjiden oluşmuş bir varlık olduğu gerçekliği çok seneler önce bilim adamları tarafından kabul görmüştü zaten. Bilmiyorsan araştır, tüm canlılar frekanslarla iletişim halindeler. Arıları düşün mesela. Koloni halinde yaşayan binlerce arı, bir tek kraliçe arının denetiminde, yazılı olmayan birçok rutin işi eksiksiz ve kusursuz bir biçimde tamamlıyorlar. Çiçeğin polenine ulaşıp, kovanda bal kusana kadar ki süreçte herkes bildiğini işlese? Ya da hakikaten birbirleriyle iletişim kurmadan yol- yön bulup en mükemmel yiyeceğin yapım aşamalarında inisiyatif kullanarak çalışıyorlarsa? Her zaman aynı ahengi ve düzeni tutturmaları mümkün olabilir miydi?

Karıncalar da aynı şekilde… Sen hiç yan gelip yatan karınca gördün mü? Habire bir istikamet üzerine taşır da taşır… Ne zaman ki kış gelip, kapılarımızı soğuğa kapatırız, işte o zamana kadar rızkının peşinde tesbih taneleri gibi dizilirler yola… En büyük hikmet verici bu iki örnek hayvanın öğrenilmiş davranışları değil mi zaten? Tüm bu çalışma prosedürlerini yeni doğanlarından, işçilerine, elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan Kraliçe’lerine varan kadar ezberleten kim?

Kim ki yerdeki karıncanın rızkını gözeten? Seni “Eşref-i Mahlukat” sıfatıyla yaratmış, akılla, mantıkla, kusursuz azalarınla donatmış…Zaman zaman imtihan etmiş ama asla ihmal etmemiş…Şüphesiz sahip olduklarının tümünün sahibi, Ulu olan…

Her şeyi veren ve alan olan… Kainatın ve aklımızın ermediği zaman ve mekanın tek sahibi… Seni inşirahla ferahlatmadı mı? Fetih’le müjdelemedi mi? İnancının zayıflığına mağlup düşüp umudunu asla kaybetme! Önce koşulsuz-şartsız inan! İnan ve tüm sıkıntılarını Yaradan’a havale et! Bak gör ne kadar rahatlayacaksın.

Naçizane fikrim bir de boş kalma, kendine odaklan, keşkelerinin yerini iyi kilere bırakmak için gayret göster. Hayatında var olan ve değiştiremeyeceğin her ne varsa bir an evvel kabul et! Bu devran böyle geldi,daha da zorlaşarak yaşanmaya devam edecek…Ve biz hayatın boğazımıza dizdiği lokmalarını teker teker yutmaya çalışırken, tekrar acıkacağımızı, suya ve güneşe ulaşma hissimizin asla yok olmayacağını unutmayalım.

Yaşadığımız sürece umut vardır, her daim de olmaya devam edecek… Yıkıntılar altında kalan yüreklerimizin enkazlarını kaldıralım. Yerlerine hobi bahçeleri oluşturalım. Ektikçe ve nihayetinde mahsulleri aldıkça derinlerde bir yerlerde saklanan mutluluklar yavaş yavaş tekrar ortaya çıkmaya başlayacaktır.

İnsan var olduğu sürece en kaotik durumlarla bile baş etmeyi becerebilendir. Bunu hatırla ve yapıcı ol, köprüden önce her daim bir son çıkış vardır.

 Kaçırmayalım… Ne aklımızı, ne de henüz yaşanmamış en güzel anılarımızı…

Vesselam…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu