Yaşam

Şiddet ve minnet

İğneyle çuvaldız arasındaki farkı bilir misiniz?

Cevabınız evetse insan olmak ve canlı bulunmak durumları arasında ilk tercih olan tarafta duruyorsunuz demektir. Nitekim iğnenin tadına bakmış biri olarak çuvaldızı başkalarına batırmanın ne kadar insanlık dışı ve can yakıcı bir hamle olduğunu keşfetmişsinizdir.

Acı, çağlar boyu insanlığın gelişimine ve ilerlemesine pozitif yönde katkı sağlayan bir dürtü olmasına rağmen, negatif anlamda ruhları paramparça ederek en gizli yerlerdeki merhamet ve vicdan duygusunu örselemeye müsait bir olgu olmuştur. Fiziksel çevresinde diken batmasın diye ayağını, sıcak yakmasın diye kafasını, soğuk dondurmasın diye sırtını kollama kabiliyetini geliştiren, bu uğurda türlü çeşit icatlara ön ayaklık eden insan, konu insanlıkla ilintili olunca çoğu zaman vicdanı yerine yaradılışında var olan hayatta kalma güdüsü  ”şiddete” teslim olmuş, akıl almaz senaryolarla karşısındaki nesneye acıyı, vahşetle tattırmak için her an bir bahane bulmuştur.

Şiddetin apaçık uygulanıyor olması cüretkar bir cahilliği, kapalı kapılar ardında olması kişinin muhtemel bir psikolojik rahatsızlığı olduğu fikrini düşünmemize neden olmalıdır.

Şiddet bazen de dışarıya değil, kişinin kendi kendine uyguladığı bir tür mazoşist  dürtüdür. Vücuduna verdiği fiziksel acılar ya da sürekli depresif olmaya meyilli halleri acıdan beslenen bir kişilik bozukluğuyla karşı karşıya olduğumuzun apaçık delilidir.

Şiddet her zaman var olmaya devam edecektir. Asıl olan şiddet dürtüsüyle karşı karşıya kalındığında verilmesi gereken tepkinin dozajını ayarlayabilmektir.

 Bununla alakalı çok güzel bir hikayem var:

Ailemiz; anne baba ve çocuktan oluşuyor. Sabah erken saatte hepsi uyanmış, anne işe gitmeden önce kahvaltı sofrası hazırlığında, baba masada gazetesine göz gezdiriyor, çocuksa servis gelmeden okul çantasını toparlayıp kahvaltıya geçiyor. Fakat nasıl olduysa çocuk, babasının çay bardağını deviriyor ve babasının gömleği çay lekesi oluyor.

Burada biraz durup düşünelim. Babanın durumunda siz olsaydınız nasıl davranırdınız?

Birinci senaryo “şiddetli yaklaşım”: Baba sinirlenir ve çayı kolunun altına bıraktığını bahane ederek anneye bağırır, acil bir toplantısı vardır fakat üstü başı batmıştır. Çocuk bağrışmalardan korkar, kahvaltı yapamaz, o sırada servisi gelir fakat bu hengamede fark etmezler, servis çocuğu almadan gider, anne, çocuğu eşine bırakır, işe gider. Baba üzerini değiştirir, çocuğu okula bırakır, toplantıya yetişmek için son hız araba kullanırken polis çevirir ve yüklü bir ceza yazar. Sonuçta işine ulaşır fakat toplantı çoktan bitmiştir, patron da yüzü beş karış onu odasında beklemektedir.

İkinci senaryo da ise; üzerine çay dökülen baba, çocuğunun korku dolu bakışlarına sevgiyle karşılık verir, ”sorun yok, kahvaltıya devam et, ben hemen gömleğimi değiştireyim” der. Çocuk kahvaltısını yapar, servise yetişir. Eşi yanağına  bir öpücük kondurur ve işine gider. Kendisi ise hiç acele etmeden işe yetişir ve katılması gereken toplantıya girer.

İlk durumda kabahatli olan kimdi? Elbette “şiddet”… Olanların tek sorumlusu olan şiddetle yaklaşmak yerine sakin kalabilmeyi başarabilsek, Dünya, hayalini kurduğumuz cennet olurdu.

Bakış açımızı ve tavırlarımızı kontrol edebilmek dileğiyle,

Mutlu yarınlara…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu