Yaşam

Gerilim ve gelişim kardeşliği

Günümüzde insan; mutluluğu, hormonal ilaçlarla sağlayan, edilgen bir varlık oldu. Son zamanlarda pandemi şoku da eklenince; tüketime, tatile, eğlenceye alışkın olan bünyemiz, bunca sıkıntıyı kaldıramadı. Psikolojik gerilim ve anksiyete hepimizin ortak paydası oldu ve bu paydada buluşan paydaşların her biri, sıkıntısını, diğerini hırpalayarak üzerinden atabileceğini zannetti.

Halbuki; insan, kendi gerçeğine çarptıkça gelişir ve değişir. Bu psikolojik buhran zamanlarını olumlu yönde gelişmek ve değişmek adına bir avantaj olarak değerlendirebilir. Bu bağlamda pandemi dolayısıyla değişen kurallar, insanın aslında her ortama ayak uydurabileceğinin; “bukalemun teorisi”nin haklılığını kanıtlar nitelikteydi.

Bukalemun teorisi; insanın her şartta yaşamaya uygun bir atmosfer oluşturacağı ve her ne olursa olsun yaşamaya, soyunu sürdürmeye devam edeceği konusunda inandığım bir “sürdürülebilir hayatta kalma” teorisidir. Böylelikle, kriz dönemlerinde bile dna’sını gelecek kuşaklara aktarabilmek ve uygun koşullar oluşturarak yaşayabilmek adına araştırmaya ve geliştirmeye devam etmek zorunluluğunu hisseder. Bunu yaparken de hayatta kalabilmenin birincil kuralı “toplum” olabilmeyi başarabilenler;  doğru enstrümanları kullanarak uygun şartları oluştururlar. Bu sayede; parçadan bütüne varmanın sağlayacağı kuvvetle tecrübelerini, gelecek nesillere aktarabilme imkânı bulacaklardır.

İnsan; özünde, merhameti ve vahşeti bir arada barındıran dengeli ve mükemmel bir yaradılışa sahiptir. O’nu, benzer özellikteki hayvanatın içinden ayıran en temel yetisi düşünmek ve mantık yürütebilmektir. Bu konuda özünde, kimi zaman çelişkiler yaşıyor olmasına rağmen, toplum bilinci içinde yine toplumsal dirence karşı var olabilme gücünü kendinde bulabilenler; kural koyucuların yönlendirmelerine uyarak birlikte, ahenk içinde yaşamayı başarabilmişlerdir.

İnsanı hayatta kalmaya teşvik eden en önemli olgu mutluluğa ulaşabilme gayesidir. Peki mutluluk nedir?

Mutluluk; göreceli bir kavramdır. Kişiye ve yaşanmışlıklarından elde edilen öğretilere göre değişiklik gösterir. Asıl olan mutluluğun tanımından ziyade, nerede bulunduğu ile ilgili arayışın yaşam içinde daha objektif sonuçlar doğurmasına vesile olacağıdır.

Gerçek şudur ki insan her zaman bir arayışın içindedir. Ulusumuzun “Kızıl Elma”ya ulaşma mottosundaki manevi hedef, ileriye doğru atılacak bir sonra ki olumlu hedefin işaretidir, insan için ise ulaşılan her doyum noktası, aslında doyumsuzluğa atılan yeni bir adımdan başka bir şey değildir.

O halde mutluluğu; her defasında farklı odakların peşinde anlamlandırmak yerine, kendi içimizdeki âleme odaklanmalı, öksüz ruhumuzu gerçek anlamda evlat edinerek, aydınlık geleceklere sevgiyle kucak açmalıyız. Gerçek anlamda aradığımız her neyse cevabı içimizde… Sevgiyle…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu