ELİMİ BIRAKMA

Çocuk yetiştirmek mi çocuklara yetişebilmek mi başarmaya çalıştığımız?… Hızına yetişemediğimiz zamanlarda; sorumluluğuna talip olduğumuz evlatlarımızın her sorununda yanında; sorun çıkartanlarının karşısında, yırtıcı bir hayvan misali her an tetikte durmak ve yeri geldiğinde canını hiçe sayarak her türlü riski göze alma cesaretini bulmak…
Söz konusu kendisi olduğunda ise sadece sahibi olduğu hakların değil, en derinlerinde, ruhunun bile gasp edilmesine ses çıkartamayanlar… Tanıdık geldi mi? Siz de bu tanıma uyanlardan mısınız? Bu korumacı iç güdüsel davranış şekli; Dr. Jackel’ın Mr. Hyde’a evrilmesinin aslında hiç de ütopik olmadığını kanıtlar gibi…
Evlatlarımız… Ne kadar da çabuk büyüyorlar değil mi?
Düne kadar bezini, mamasını, ardından ağladığı oyuncağın aynısını almayı dertlenirken, şimdi; arkadaşlıklarını, duygusallıklarını, gelecek sınav notlarını düşünerek kaygılanıyoruz…
Zaman… Ahh zaman… Neden adına “su ” değil de “zaman” demişler? Avuçlarımızın arasından kayıp gitmiyor musun zaten? Tıpkı gençliğimiz ve sevdiklerimiz gibi…
Her sene bazanın altından küçülen kıyafetlerini ayıkladığımız yavrularımız… Şimdi her defasında aynı beden giysiler, artık değişmeyen numarada ayakkabılar alıyorlar… Bazaların altından kıyafetler çıkmaya devam ediyor ama…Neden mi? Modası geçtiğinden artık beğenmiyorlar hani… Almak için cüzdanları boşalttığımız giysiler, yeni sezonda belediyenin parklara yerleştirdiği kumbaraların içinde dönüştürülmeyi bekliyorlar:)
Hayatı da bu kadar hızlı tüketen; hazzı,hızla yaşamaya çalışan zamane gençliği şimdi daha agresif, ne istediğini bilmeyen, mutsuz bireyler…
Hızlı tükettikçe, hızla tükeniyorlar aslında… Aile olarak bu çılgınlığa dur! demeye çalıştıkça çatışıyoruz birbirimizle… Çok şükür, yokluk görmeyen bir nesile, yokluğun ne olduğunu anlatarak tecrübe aktarımı çabasıyla boşa kürek sallıyoruz.
Sınırlar da siyasetçiler için var artık… Gençler özgür…Dünya insanı ve barış içinde yaşamak istiyorlar.
Tüm bunları başarmak isterken de bağlı oldukları köklerinden birer birer kopartıyorlar kendilerini…Oysa ki yaşamak ve güçlü kalabilmek adına can suyunu o köklerin sayesinde aldıklarını bilmiyorlar.Kimliksiz,yersiz,yurtsuz en önemlisi de köksüz yaşamanın ne tür tehlikeler barındıracağının olası sonuçlarını hesap edemiyorlar.
Her şey yalın, herkes iyi ve dünya; insanlar için ebedi bir yer…
Mutsuzluğun ana nedeni olan “inanç yoksunluğu” nedeniyle körpecik zihinler,en ufak bir engebede, inandıkları o tüm iyi şeylerin aslında birer yalan olduğu gerçeğini fark ediyor ve umutsuzluk girdabından kurtulmak için en ufak bir hamle bile yapmadan, o tatlı canlarından hiç tereddüt etmeden, kolaylıkla vazgeçebiliyorlar:(
Bıçak misali; kullanım yerine göre yarar ya da zarar sağlayacak yeni teknoloji uygulamalar da çocuklarımızla aramızda koca birer uçurum olmasına neden oluyorlar…Yavrularımız yanı başımızda ama yaşları kaç olursa olsun çoğu zaman birbirimizle bağırarak konuşuyoruz farkındaysanız.
Çünkü bedenler bir arada olsa da kalpler birbirlerinden uzaklaştıkça, seslerini duyurabilmek için çok daha fazla bağırıyorlar.
Evlatlarımız hepimizin geleceği, onları ruhen ve fikren kaybetmemek adına kökleriyle tanıştıralım ve her ne olursa olsun tek başlarına bırakmayalım…
Sevgi her sorunun çözümünde en etkili yoldur, unutmayın…
Sevgiyle kalın…



